DUNKİRK: BİR HAYALET DOLAŞIYOR!

0 411

DUNKİRK: BİR HAYALET DOLAŞIYOR!: Hiç gerilim anının bir an düşmediği bir savaş filmi gördünüz mü? Savaş korkusunu iliklerinize kadar hissedebileceğiniz ve başınıza ağrılar girecek filmlerden biridir, Dunkirk.

Sessiz ve terk edilmiş boş sokaklarda havada uçuşan kağıtların, rüya atmosferi kattığı andan sonra düşman kağıtlarından “teslim ol yaşa ya da öl” mesajıyla, askerlerin aslında bir kabusun içinde olduklarını ve bu açılış sahnesiyle filmin genel ruh halinin özetini görürüz. Üst üste çektiği devrimsel filmlerle sinema tarihinde Hitchcock ve Kubrick gibi yönetmenlerle adını yan yana görebileceğimiz usta bir isim olan Nolan’ın, yönetmen sinemasındaki temel karakteristik özelliğini bu filmde de görürüz. Güçlü olmayan bir senaryo olsa da, kendi yöntemleri ve dokunuşuyla bize savaş filmlerinde eşine az rastlanır bir deneyim yaşatır.

DUNKİRK: BİR HAYALET DOLAŞIYOR!

Anlatılan sadece bir geri çekiliş hikayesidir. Hikayede, Dunkirk tahliyesindeki askeri gemi yetersizliği gerilimi daha da tırmandırır. Keza 335.000 askere karşılık geri dönüş için kapasite yalnızca 30.000 kişiliktir. Üstüne bir de tahliye yapılacak asker dolu gemilerin bombalanması da cabası. Naziler sanki bir hayalet gibi etraflarında dolaşırken neredeyse onları hiç göremeyiz. Kurşunlar, bombalar bir yerden gelir ama nereden geldiğini Nolan kasıtlı olarak göstermez bize. Böylece düşmanı göremeyen biz izleyiciler de tıpkı koca kumsalda mahsur kalan askerler gibi kapana kısılmış hissederiz.

Hanz Zimmer’ın müziği , neredeyse hiçbir sahnede boşluk bırakmayacak derece sık olsa da askerlerin yaşadığı travmatik derinliğini en iyi şekilde vermeye çalışır. Müziğin sık kullanımı, yer yer yerli dizilerimizi aklımıza getirse de, filmin deneyimsel etkisinin bir parçası da bu müziklerdir.

DUNKİRK

Nolan’ın “Uykusuz” (piyasada kendini alıştırma adına köprü filmi) filmini saymazsak Dunkirk’e ,filmografisinde en zayıf halka diyebiliriz belki de. Çünkü çözümsel çaba isteyen zihnimizi, üst düzeyde çalıştırmaya yönelik senaryo bu filmde yok. Ancak böyle bir senaryoda bile üç bölümlük anlatı oluşturarak birbirleriyle çakıştıracak, tekrarlar oluşturacak bir kurgu mantığıyla Nolan,adeta bu filmde Nolanlığını konuşturdu diyebiliriz.

Karada son bir hafta, Denizde son bir gün ve Havada da son bir saat anlatılırken merak unsurumuz, kurguların çakışma anında neler olacağıydı. Havada 15 dakika geçerken, karada 2 gün geçerek film, “hava”daki zamana yetişmeye çalışmaktadır. Havadayken denizde olan şeyleri belli belirsiz gördüğümüzde olacak şeyleri görmüş gibi oluruz. Denizdeki bölüme döndüğümüzde ise geçmişte olduğumuzu biliriz. Böylece bunun gibi boşluklarda,ileride neler olabileceği ve neler olmuş olabileceği üzerine tahminler yaparken buluruz kendinizi.Yani Nolan’ın zamansal takıntısı bu filmde de işe yaramışa benziyor.

Bilindiği üzere, “Er Ryan’ı kurtarmak” ile Spielberg, savaşın dehşetini olanca gerçekçiliğiyle bize aktarırken, bitkin düşmüş bireyi, çevrenin yıkık dökük yerlerine tablo gibi yerleştirerek bütün karakterleri yalnızlaştırmıştı. Savaşın acımasızlığına ve yıkıcılığına gözle görülür bir gönderme yapıp, işin bütününe bakmıştı. Bunun aksine bireyin travmatik derinliğini ise tıpkı Kubrick’in yaptığı gibi bu sefer Nolan, Dunkirk filminde işlemiştir. Her ne kadar karakterler yüzeysel kalsa da görüntü ve ses tekniklerinin usta işi zanaatkarlığı neticesinde Yüzüklerin Efendisi’ndeki Nazgul’ları çağrıştıran çığırtkan uçak seslerinin, adeta bir deprem gibi titreten bombaların, sürekli kapana kıstırılmışlık hissi yaratan görüntülerdeki haleti ruhiyenin bireyler üzerindeki etkisi oldukça etkileyicidir.

Savaşın travmatik etkilerini işleyen onlarca örneklerden belki de zirveyi paylaşan; F.F.Coppola’nın “Kıyamet” ve Michael Cimino’nun “Avcı” filmleri, karakter oluşturma açısından örnek teşkil etmesine rağmen Nolan, bundan pek nasiplenmemiş gibi yarattığı karakterlerin neredeyse hiçbiri hatırlanacağa benzemiyor.

DUNKİRK: BİR HAYALET DOLAŞIYOR!

Umut verici finalde bile karanlığın esintisini bu filmde hissederiz. Kurşunlardan delik deşik olmuş ve batmak üzere olan gemideki askerlerin su fışkıran delikleri elleriyle tıkama adına mücadelesi mantıksız bile olsa insanın umudunu hala içinde taşıdığının göstergesi. Son sahnelere kadar savaş karşıtı görünen ama sonrasında emperyalist bir ülkenin milliyetçilik söylemleri, içerik olarak filmin samimiyetini düşürerek en büyük eksilerinden birini alıyor kanımca. Dunkirk’ün tarihini bilmeyenler içinse, filmin sonunda bir sürpriz bekliyor.

Bütün eksikliklerine rağmen, farklı ve psikolojik gerilimli bir savaş filmi izlemek istiyorsanız, hatta bu film ertesi gün yada bir ertesi gün aklınıza yer yer gelsin istiyorsanız, bu filmi mutlaka deneyimleyin. Yalnız dikkat. Altını çizerek yineliyorum; izleyin değil, deneyimleyin.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Tamam Detay